Polisiye Dosyalar: Bir Bilimkurgu Öyküsü

1989 doğumlu Gürhan Öztürk, yazın dünyasına 2013’de bilimkurgu romanı ‘Varoluş’la girdi. 2020 yılında ilk romanın devamı niteliğindeki ‘Varoluş 2’ yayımlandı. Bilimkurgu kitaplarının ardından Öztürk, bir polisiye öykü kitabıyla okurların karşısına çıktı. Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık’tan (KDY) çıkan kitabının ismi, “Polisiye Dosyalar”.

‘Polisiye Dosyalar’ kitabı iki öyküden, yani iki vakadan oluşuyor: ‘Vaka 1 – Yazgı’ ve ‘Vaka 2 – Deney’. Birinci vaka değil ama ikinci vaka hakkında bir şeyler karalayacağım, çünkü bu öykünün bilimkurgu öğeleri taşıdığı söylenebilir. Kitabın arka kapak yazısında ikinci öykü Deney’in ‘esasında yine bir bilimkurgu hikayesi’ olduğundan bahsediliyor.

Birinci öykünün tam bir polisiye öyküsü olduğunu söyleyebilirim. Bir tarikatı ve tarikat etrafında şekillenen seri cinayetleri konu alan öyküyü okurken, aklınıza ister istemez FETÖ geliyor. Bir tarikatın devlet kadrolarına sızması, karanlık işlere girerek para ve güç kazanmaları vb. Bazı göndermeler mevcut olsa bile öykünün sonunda epey ters köşeler olduğu konusunda uyarayım.

Polisiye Dosyalar: Deney

İkinci öykü Deney, İzmir Ege Üniversitesi’nde çalışan Biyokimya ve Nöroloji Uzmanı Profesör Tahir Kumlu ve onun sıra dışı deneyine odaklanırken kentteki seri cinayetlerle profesörün bağlantısına da değiniyor. Kendini ‘Testere’ filmine benzer bir durumda bulan Erhan’la başlıyor öykü. Erhan, bir denek olarak tutulduğu laboratuvardan kurtulmaya çalışmasına şahit oluyoruz. Hafızasını kaybeden Erhan’ı, olayların merkezindeki Profesör’ü, profesörün sevgilisi Melis’i ve diğer karakterleri geriye dönüşlerle tanıyoruz ve aralarındaki bağlantıları öğreniyoruz. Öykü başlangıçta ‘Testere’ filmini anımsatırken sonlarda ise ‘Frankenstein’ı hatırlatıyor.

Kitaptaki bilimkurgusal öğe tahmin edilebildiği üzere ‘Deney’in ta kendisi. ‘Canlıdan canlıya sinirsel ağ aracılığıyla veri aktarımı’nı başarmaya çalışan bu deney, öykünün sonundaki sürprizlerden sadece biri. Deney dışında bir bilimkurgu öğesi yok ve bu yüzden bilimkurgu sosuna bandırılmış bir polisiye öyküsü olduğunu söyleyebiliriz.

Kitapta beni en rahatsız eden nokta, her iki öyküdeki baş karakterin de öykünün başlangıcında hafızasını kaybetmiş olması. Geçmişi yavaş yavaş hatırlama, geriye dönüşler vb. şeklinde benzer bir formatta ilerliyor iki öykü de. İkinci nokta ise farklı karakterlerin diyaloglarının birbirine benzemesi. Diyalogların yeterince güçlü olmadığı dikkat çekiyor.

Öykülerin şaşırtıcı sonları ise kitapta en çok beğendiğim nokta oldu. Öztürk’ün bir sonraki kitabının bilimkurgu mu yoksa polisiye mi olacağını merak ediyorum.

Paylas:
error0
fb-share-icon20
Tweet 20
fb-share-icon20

Ruhşen Doğan Nar

1988, İzmir doğumlu. Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Mütercim-Tercümanlık okudu. İngilizce öğretmenliği yapmakta. 2016 Şerzan Kurt Öykü Yarışmasında Türkçe öykü dalında ödüle layık görüldü. Bilimkurgu öykülerinden oluşan ilk kitabı "İçimdeki Robot", Yitik Ülke Yayınları'ndan 2019 yılında çıktı. "İçimdeki Robot", Kayıp Rıhtım Okur Anketi'nde "Yılın En İyi Yerli Spekülatif Öykü Kitabı" kategorisinde ikinci olmayı başardı.İkinci öykü kitabı "Bir Gün Mutlaka Delireceğim" 2020'de okurlarla buluştu. İthaki Yayınları’nın “Yeryüzü Müzesi” ve Yitik Ülke Yayınları’nın “Mutsuz Aşk Vardır” derlemelerinde öyküleriyle yer aldı. "Uyan!" adlı bilimkurgu fankiti, Fanzin Apartmanı tarafından basıldı. Bilimkurgu Kulübü ve Fanzin Apartmanı'nda yazılar kaleme almaktadır. Çeşitli dergi ve fanzinlerde öyküleri yayımlanmaktadır.

Bir cevap yazın