Kitap İncelemeleri

2312 ya da İki Bin Üç Yüz On İki

Kim Stanley Robinson’un birçok kitabı gibi 2312 de bilimsel bilimkurgu anlamında zengin içeriği ile okuru karşılıyor. Gezegenleştirme -terraforming- temalı kitapları ile tanınan yazar, bu alanda okunabilecek en detaylı kitaplara imza atmış biri. Özellikle Mars Üçlemesi adlı seri -ülkemizde maalesef iki farklı zamanda sadece ilk kitabı yayınlandı- bu konuda ders niteliğinde. Zira yazar kitaplarında bilimden bir an olsun ayrılmıyor. Şimdi anlatacağım kitabı da bu durumdan bir hayli nasibini alıyor.

İki bin üç yüzlü yıllardayız. Artık Güneş Sisteminin birçok gezegen ve uydusunda yaşayabiliyoruz. Bir bakıma da toplumsal olarak bambaşka bir tanım gerektirecek hale gelmişiz. Özellikle bilimsel çalışmaların dikkatimize sunulduğu kitapta ilk olarak bu kolonileşme süreci dikkati çekiyor. Zira mevcut teknolojimiz hesaba katıldığında pek de akla yatkın gelmeyen durumu, bu denli detaylı okumak memnun edici. Yaklaşık üç yüz yıl sonra neler olacağının bir öngörüsü olarak da yorumlanabilecek olan eser, bir ölüm haberi ile başlıyor.

Merkür gezegeninin Tanyeri adlı şehrindeki beklenmedik bir ölüm akıl almaz olayların da kapılarını aralıyor. Esasen okuyunca her biri çok mantıklı gelen olaylar silsilesi, yazarın detaycı yaklaşımı sayesinde okurun zihninde gerçekmişçesine beliriyor. Bahsettiğimiz olayların merkezinde ise Swan Er Hong adlı sıradışı bir sanatçı yer alıyor. Söz konusu ölümün ardında neler döndüğünü anlamak, daha büyük yıkımlara engel olmak için gezegen gezegen dolaşıyoruz.

Uzaylı Olduğumuz Zamanlar

2312 ile ilgili söyleyeceğim ilk şey anlatımının yoğunluğunu çok beğendiğim. Yazar okura bütün detayları sunmakla kalmıyor ara bölümler diyebileceğimiz kısımlarda uzun uzadıya açıklamalar yapıyor. Bir gök cisminde koloni kurmaya dair ders niteliğinde pasajlar görmek türü seven herkesi mutlu edecektir. Ancak bu durumun kimi okurlar tarafından eleştirilebileceğini söyleyebiliriz. Fazla detay var, anlaşılması zor. Konuyu bu kadar dallanıp budaklandırmaya ne gerek var. Açıkçası tam tersine bu tarz bir kitapta görmeyi beklediğimiz şey tam da bu olmalı. Bir şeylerin nasıl olduğunu açıklamadan yazmak da bir seçenek. Ama bilimin etrafında yazılmış bir kurgudan beni aydınlatmasını ve teknik kısımlarını tam olarak anlamayacak olsam bile bana sunmasını isterim. Hımm deyip kendimi avutmak için değil. Bilimkurgunun merak kapılarını aralama özelliği için. Ve emin olun en keyiflisi de bir kitabı ve içindekileri merak ederek okumak. Diğer türlüsü çokça örneğini gördüğümüz bir şey. Bu yüzden 2312’nin elindeki bütün kozları oynamasını çok beğendim.

Bildiğiniz gibi üzerinde yaşayabildiğimiz tek gezegen şimdilik Dünya. İlerleyen yıllarda Mars kolonileri hayatımıza girebilir ve yeni bir nesil ortaya çıkabilir: Uzaylılar. Evet, bu kelimeyi kullanırken insan ırkı yerine bambaşka yaşam formlarını hayal ediyoruz. Bize kesinlikle benzemeyen canlıları umut ediyoruz. Lakin görünen o ki bilimsel anlamda böyle bir durum söz konusu değil. Bu kitapta da tam olarak dediğimiz gibi oluyor; başka gezegenlerde yaşam bulmak yerine bizzat taşıyoruz. Ancak görünen o ki yine “insanlığımız” baskın çıkıyor ve sınıf ayrımına gidiyoruz. Kitapta özellikle Mars’ta yaşayan insanların bu tarz bir tutum takındıklarını okuyoruz. Hatta bu durumu kontrol altına almaya çalışan bir kuruluş bile mevcut. Uzayda yaşamaya başlayan ilk topluluk onlar ve yeni gelenlerle aralarında husumet var. Aslında bu durumun çok daha farklı nedenleri olduğunu ilerleyen sayfalarda öğreniyoruz. Yine de okurken şaşırmadığımız, “insanlık bunu gerektirir” dediğimiz bölümlere sıkça rastlıyoruz.

Bilimin Elinden Ölüm Bile Kurtulamaz

İddialı bir cümle oldu değil mi? İnsan ırkı olarak ortalama 70-80 yıllık bir ömre sahibiz. Yüz yaşının üzerinde olanlarımız tabii ki var ancak istisnalar kaideyi bozmaz. 2312, geleceğin dünyasında insan ömrünün yeterli olmadığını ve bunun içinde bir çözümün geliştirildiği bir kitap. Biyolojik müdahalelerle ortalama yaşam süresinin 100-200 yıl hatta daha fazlasına uzatıldığını ve bunun da herkesin erişiminde olduğunu okuyoruz. Yani teknoloji birtakım şeyleri hâlâ tekelinde barındırıyorken, insanlığın gelişimi için eli açık davranmayı da ihmal etmiyor. Yazarın böyle bir tercih yapması hem ilerleyen yıllarda bu durumun gerçek olma ihtimalinin yüksek olmasından hem de kitabın kurgusu için daha kısa sürelerin mantıksız olmasından ileri geliyor.

Hikaye esere adını veren 2312 yılında geçmiyor. Yaklaşık iki üç yıl öncesinde başlıyor ve malum tarihe ulaştığımız anda neticeleniyor. Bütün bu süre boyunca ana karakter Swang Er Hong dahil birçok kişinin Dünya ve diğer gök cisimlerine sürekli olarak seyahat ettiğini okuyoruz. Hangi teknolojiye sahip olursak olalım Merkür gezegeninden Satürn’ün uydusu Titan’a gitmek bir iki günlük bir süreden daha uzun sürüyor. Aylarca süren bu yolculukların karakterler üzerinde yaşlandırıcı etkisi, kitabın akışı bozulmadan sağlanmalıydı. Bu yolculuklara ve uzun yaşamaya alışmış bir toplum için bir cinayet soruşturmasında, oradan oraya yıllar sürecek gidiş gelişler günümüzün şehirlerarası yolculukları gibi olacaktır. Yani hem teknolojik açıdan hem de mantıksal zeminde verilecek en mantıklı karar, insanların eceliyle ölümlerini bir hayli ileriye taşımak. Kim Stanley Robinson, bu gibi durumları çok iyi öngören ve eserlerinde tutarsızlığı en aza indirgemeye çalışan bir yazar olarak, kitabında beklentileri karşılamayı başarıyor.

2312:Ustalara Saygı

Okumaya başladığım sırada kitapta çok fazla dipnot görmeye başladım ve bu durum okuma hızımı düşürecek mi diye düşünmeden edemedim. Ancak durum bunun tam tersi oldu. Hatta bu dipnotları hevesle okur hale geldim. 2312 kendisinden önce yazılan kitaplara, bu kitapların usta yazarlarına, çeşitli görsel sanat dehasına saygı duruşunda bulunan bir kitap. Misal Merkür’deki bir kraterin ismi Salvador Dali olabilir. Ya da bu uzay çağının bazı sanat akımları Rönesans ve modern sanat dahilerinin isimlerini almış olabilir. Ancak gördüğüm en güzel gönderme ya da saygı duruşu Ursula K. Le Guin ile ilgili olandı.

Bu yeni toplum cinsiyet farkları konusunda da ilerleme kaydetmiş. Artık sadece kadın ve erkek yok. Hem kadın hem de erkek olarak yaşayabilen erdişi dediğimiz bir tercih mevcut. İki cinsiyetin de özelliklerine ve fiziksel yererliliğine sahip bu yaklaşım akıllara Karanlığın Sol Eli kitabını getiriyor. Söz konusu eserde “kral hamile olabiliyordu” ve bu son derece normaldi. Robinson, bu kitabında “cinsiyet vurgusunu ortadan kaldıran kültürlere bazen ursula kültürleri” dendiğini yazmış. Kitaplarında kadın-erkek eşitlikleri konusundaki sorunlara sıklıkla yer veren Le Guin’in adını, tam da olması gerektiği gibi görmek, açıkçası beni çok mutlu etti.

Okumak için zaman ve dikkat isteyen bir kitap 2312. Yer verilmesinden mutlu olduğum bilimsel detayları bazen birden fazla kez okumak zorunda kaldım. Ancak bu alanda yetersiz bilgiye sahip olabilirim, kişiye özel bir durum da olabilir. Haliyle sizin başınıza da aynı şey gelecek demek değil. Bunun dışında temposu çok hızlı olmayan ancak okuru da sıkmayan bir anlatımı var. Türkçe olarak okudum ve çeviri konusunda dikkatimi çeken çok fazla sorunla karşılaşmadım. Kitap beş yüz sayfa uzunluğunda. Bütün konuyu anlatmak için yeterli olmuş ama son bölümün çok hızlı geçilmesini sevmedim diyebilirim. Daha önce de dile getirdiğim gibi; okuduğumuz metinlere dair aklımızda en fazla yer edinen şey son bölümlerdir. Tıpkı bu yazının sonunda olacağı gibi.

Kim Stanley Robinson, ülkemizde sadece dört kitabı (bir tanesi iki farklı baskı olmak üzere) yayınlanmış bir bilimkurgu dehası. Bu denli az ilgi görmesi sanıyorum sık sık bahsettiğim bilimsel diliyle alakalı. Daha hafif metinler ya da distopya türünde(!) kitaplar yazsa eminim çok daha fazla Türk okura ulaşırdı.

Paylas:
error0
fb-share-icon20
Tweet 20
fb-share-icon20
Zülfikar Yamaç

Zülfikar Yamaç

Beş yılı aşkın bir süredir kitap mağazalarında çalışıyor. Hemen hemen aynı zamandan bu yana çeşitli internet sitelerinde ve dergilerde kitap inceleme ve eleştiri yazıları yazdı, yazmaya devam ediyor. Bilimkurgu kitapları ile arası iyi. YouTube işlerine de bulaştı. Bilimkurgu Sözlüğü yazıyor, ne zaman biter bilinmez.

Bir yanıt yazın